Cevdet Yılmaz, Vizyon 100 Zirvesi’nde Türkiye ekonomisinin küresel değişimdeki rolünü anlattı. Ülkenin dış şoklara direnci ve yatırım potansiyeli öne çıktı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Vizyon 100 İstanbul Zirvesi’nde küresel ekonominin köklü bir değişim sürecinden geçtiğini belirtti. Mandarin Oriental Bosphorus’ta gerçekleştirilen zirvede Yılmaz, Türkiye’nin bu zorlu dönemde “dünyanın bağlantı noktası” konumunda güçlü bir ekonomi olduğunu vurguladı. Ülkenin dış şoklara karşı direncini ve büyüme kapasitesini koruduğunu ifade etti.
Yılmaz, küresel ekonominin son on yılların en karmaşık ve kırılgan döneminden geçtiğini söyledi. Jeopolitik gerilimler, ticaret düzeninin yeniden şekillenmesi, yapay zekanın dönüştürücü etkisi, iklim değişikliğinin ekonomik maliyetleri ve demografik dönüşümün eş zamanlı baskı oluşturduğunu dile getirdi. Bu süreçte sıradan bir dalgalanmanın ötesinde, küresel ekonomik mimarinin yeniden şekillendiğini kaydetti.
Son altı yılda küresel ekonominin ardışık şoklarla karşılaştığını aktardı. Pandemi sürecinde küresel tedarik zincirlerinde ciddi kırılmalar yaşandı. Rusya-Ukrayna Savaşı gibi jeopolitik gerilimler enerji ve gıda güvenliğini ön plana çıkardı. Küresel enflasyon dalgası para politikalarını sıkılaşmaya zorladı ve hassas bir denge yarattı.
Bölgedeki gerilimlerin bu kırılgan yapıya yeni riskler eklediğini anlattı. Orta Doğu’da yaşanan savaşın enerji fiyatları, ulaşım maliyetleri ve finansal piyasalar üzerinde etkili olduğunu belirtti. Özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki aksamaların petrol ve LNG arzını olumsuz etkileyerek enerji fiyatlarını yükselttiğini ifade etti. Yılmaz, Türkiye’nin enerji ithalatçısı olmasına rağmen, tedarik sistemini çeşitlendirmesi sayesinde bu süreçte arz problemi yaşamadığını vurguladı.
Küresel büyümenin hala dayanıklılık gösterdiğini, son üç yılda ortalama yüzde 3 civarında büyüme görüldüğünü kaydetti. Ancak bu oranın 2000-2019 dönemindeki yüzde 3,7’lik tarihsel ortalamanın altında olduğunu belirtti. Küresel mal ve hizmet ticaretinin yıllık ortalama büyüme hızının da 2020-2025 döneminde yüzde 4,8’den yüzde 3’e gerilediğini hatırlattı.
Yılmaz, küresel ekonomide üç temel dönüşüm sürecinin ön plana çıktığını aktardı. Bunlardan ilkinin dijitalleşme ve yapay zeka odaklı teknolojik dönüşüm olduğunu söyledi. Yapay zekanın tüm alanları etkileyen yatay bir teknoloji olduğunu, kamu yönetiminden eğitime, sağlıktan endüstriye kadar birçok alanı köklü şekilde dönüştürdüğünü dile getirdi.
İkinci dönüşüm alanı olarak iklim değişikliğiyle mücadele ve yeşil dönüşümü gösterdi. Düzenleyici çerçevelerin ve sürdürülebilirlik standartlarının üretim süreçlerini ve küresel ticaretin kurallarını yeniden şekillendirdiğini ifade etti. Üçüncü olarak, çok taraflı ticaret sisteminin zayıflaması, jeopolitik bloklaşma ve korumacılık eğilimlerinin küresel ticareti daha parçalı hale getirdiğini belirtti.
Türkiye ekonomisinin böylesine kırılgan bir küresel ortamda güçlü bir dayanıklılık ortaya koyduğunu kaydetti. Son dönemde uygulanan ekonomi programı sayesinde makroekonomik ve finansal istikrarın belirgin şekilde güçlendiğini söyledi. 2020-2025 döneminde dünya ekonomisinin yüzde 19 büyürken, Türkiye ekonomisinin yüzde 35 büyüme gerçekleştirdiğini belirtti.
Yılmaz, 2025 yılında milli gelirin 1,6 trilyon dolara, kişi başı gelirin ise 18 bin doları aştığını ifade etti. Türkiye’nin Dünya Bankası sınıflandırmasına göre bu sene orta gelirli ülkeler liginden yüksek gelirli ülkeler ligine adım attığını vurguladı. Bu tablonun, ülkenin küresel dalgalanmalara rağmen büyüme kapasitesini koruduğunu açıkça gösterdiğini ekledi.
Güçlü makro zeminin üzerine inşa edilen alanlardan birinin yatırım ortamı olduğunu anlattı. Çatışmalardan uzak, siyasi istikrarı ve politika öngörülebilirliği ile Türkiye’nin bölgesinde bir istikrar adası konumunda olduğunu dile getirdi. Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Afrika’nın kesişim noktasında yer alan, dinamik ve hızla büyüyen bir ekonomi olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı “Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı”nın TBMM’ye sunulduğunu söyledi. Programın, üretim ve ihracat odaklı firmalar için rekabetçi bir vergi yapısı oluşturacağını belirtti. İhracat yapan imalatçı firmalar için kurumlar vergisinin önemli ölçüde indirileceğini ifade etti.
Programın, Türkiye’yi küresel ölçekte güçlü bir üretim üssü haline getirmeyi hedeflediğini vurguladı. Transit ticaret anlamında güçlü avantajlar sunulduğunu, hizmetler alanında ise “Nitelikli Hizmet Merkezi” modeli ile yüksek katma değerli hizmet ihracatına yeni bir ölçek kazandırıldığını kaydetti. Nitelikli insan kaynağını ülkeye çekmeye yönelik teşviklerle, Türkiye’yi yatırımcılar açısından çok daha güçlü bir merkez konumuna taşımayı amaçladıklarını ekledi.
İstanbul Finans Merkezi’ni küresel ölçekte etkin bir finans üssü olarak konumlandırma hedefi doğrultusunda finansal piyasaların derinliğini artırdıklarını söyledi. Uluslararası sermaye ile entegrasyonu güçlendirdiklerini sözlerine ekledi.
Yorum Yap